Menü Bizim Yaşam Gazetesi
Halil Erem Yerli

Halil Erem Yerli

Tarih: 01.12.2019 00:00

Dün gece rüyamda Atam,

Facebook Twitter Linked-in

Çocuk muşum.

 

 Köyümde okul yok,

 

 Başka köyde okula daha ilkkez başlamıştım.

 

 Duvarda, bir resim gördüm.

 

 Tüm sınıfın en iyi göreceği yere asılmıştı.

 

*Bu kim öğretmenim? Dedim.

 

*Bu Mustafa Kemal Atatürk! Dedi…

 

*Nen ki, böyle duvara astınız?

 

*Bak yavrum, onu birkaç cümleyle açıklamak mümkün değil. Sana şunu söyleyim. O olmasaydı, şimdi belki de biz olmayacaktık, sen de olmayacaktın. Adın Halil değil, tanıdığımız, bildiğimiz isimler değil, bambaşka söylenmesine alışık olmadığımız isimler olacaktı. Onu iyi tanı. Onu iyi öğren...

 

*Tamam öğretmenim. Size söz onu çok iyi tanımaya, öğrenmeye çalışacağım.

 

 Öğretmenimin “Onu iyi tanı, onu iyi öğren” sözü kulağıma küpe oldu. Taa birinci sınıftan başlamak üzere onu iyi tanımaya, iyi öğrenmeye çalıştım. Doğuşunu, çocukluk ve öğrencilik yıllarını, hatta, okulda matematik öğretmeni Mustafa’nın onun olağanüstü zekaya sahip olduğunu görerek, Kemal ismini verişini. Dayısının tarlasında, kargalar, zarar vermesin diye kovalayışını. Hem de acaba; ‘düşmanların zararlı olduğunu o zaman düşünüp, sonra ülkeden kovduğunu da, çocukluğundaki bu karga konusundan esinlenmiş olabileceğini de varsaydım.

 

 Okulları başarılı bir bir bitirişi, subaylığı ve 1900’lü yılların başlangıcı sinema şeridi gibi, aklımdan, beynimden akıp giderken 1.Dünya Savaşı ve Sevr Antlaşması sonrası geliyor, usumun hücrelerine.

 

 Ordularımız dağıtılmış,

 

Silahlarımız düşmana teslim edilmiş.

 

Bu güzel yurdumun dört bir yanı işgal edilmiş.

 

Fatih’in kazandırdığı İstanbul sokakları düşman çizmeleriyle ezilmiş.

 

İzmir’in o güzel kızları, Beyaz Laleleri düşman askerleriyle kirlenmiş.

 

 

 

Ak saçlı analar, beli bükülmüş babalar, böyle bir soysuzluktan, utanmış, arlanmış….

 

Eli silah tutan, kadın, kız, genç, yaşlı düşmana direnmiş ama olmamış.

 

İşte tam durum böyle iken, Samsun da bir ışık parlamış. Bu ışık ki, Çanakkale’de düşmana geçit vermemiş. Arıburun’da arı, Kocatepe’de kartal olmuş. Amasya, Eruzurum ve Sivas Kongreleri’yle ülke insanıma umut olmuş. İnönü, Fevzi Çakmak, Rauf Orbay ve benzeri komutanlarla, tek yürek, tek bilek ve birlik olmuş, İstiklal Savaşı’nı başlatmış. “Ya istiklal, ya ölüm” parolasıyla yola çıkmış. İnönü Savaşları ve Büyük Taaruz’la ‘İlk hedefiiz Akdeniz’dir” komutuyla düşmanı Ege’nin soğuk sularına gömmüş.

 

Düşmanı yurttan atmış Atam. Ama; demiş ‘daha işim bitmedi.’ Yollar, köprüler, fabrikalar yapmış. Bu millete layık, en önemli yönetim diyerek Cumhuriyet’i kurmuş.

 

“Cumhuriyetimiz öyle sanıldığı gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döküldü. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müdafaa için lazım olanı yapmaya hazırız.” demiş ve onu da, gençliğe emanet ederek:

 

 Gençliğe:

 

“Ey Türk Gençliği!

 

 Birinci vazifen, Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini korumaktır.”

 

Öğretmenlere:

 

“Cumhuriyet, sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister. Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”

 

Orduya:

 

“Ordumuz Türk Birliği’nin, Türk vatanseverliğinin, Türk topraklarının güvencesidir.

 

 Daha çok şeyler söylüyor Atam Mustafa Kemal. Bana; ‘Ne uyuyorsun kalk. Sen öğretmensin, öğretmenin yatması, uyuması olmaz. Beni ve cumhutiyeti doğru, dürüst anlatın. unutturmaya çalışıyorlar, Yazıklar olsun sizlere…’

 

Birden bire uyanıyorum. Kan ter içindeyim. Kendi kendime soruyorum. Birkaç saatlik rüyada bile Ata’nın bu ülkeye hizmetinin ne olduğunu gördüm. Acaba biz, ona layık olduk mu? Evet Atam; unutmadık,unutmayıız ve unutturmayız…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —